gitmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gitmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2008 Salı

dingin

Bir yıl daha hayatta kalmama bir kaç hafta var evet… Hep böyle olur. İnsan tüm sene bekleyip yeni yaşına ramak kala sorgular hayatını. “Ömrüm nasıl geçiyor” lu soru cümleleri türetir.
Hayatım telden bir ayraç gibi. Parmaklarımı geçirmeme izin veriyor ama bedenim sığmıyor o ufak deliklerden. Kendi içimden bile geçemiyorum.
Günler sonra evimde olduğum için saçma bir huzur var içimde. Belki de dünyanın en güzel şehriydi hayır hayır kesinlikle dünyanın en güzel şehriydi Barcelona. Ve rüyadan da öteydi ibiza. madrid, valencia... Ama yine de İstanbul’a ayağımı bastığımda gülümsedim anlamsızca. Yazacak, anlatacak bir ömürlük ilham biriktirdim sanırım. Sanattan yolu geçen her kimsenin yaşamayı hayal edeceği tek yerdi orası. İspanya’nın dahi en güzel şehriydi.
Şimdi gerçek hayata dönmüş bir şeyler karalıyorum. Yaklaşan bütünlemelerimi düşünüyorum. Hayatta 1 yıl daha kalmış olmaya hazır mıyım onu sorguluyorum. Evim darmadağın eşyalarımı yerleştirmeye üşeniyorum. An’lık mutluluklar yetmiyor… Tatile gitmek, kucaklar dolusu alışveriş yapmak, kulağına mp3 takıp saatlerce yürümek, arkadaşlarına hediyeler almak… Oyalamak için kendini evet güzel bir yol ama yetmiyor…

1 Eylül 2007 Cumartesi

masal meseLa

**sıR 'a..

“Ne istedim biliyor musun?
Eller yukarı...!
Bu bir soygundur.
Halk kütüphanesinde geçti bir gün aklımdan
Hiç düşünmeden kalktım ayağa
Bağırdım sonra
Sonra..sonra..sonra..
Anladım ki hukuku düzeni bozanlar yazmalıydı aslında...”

Genzini yakan bir kokuyla uyandı. Uyanmayı en sevmediği saatte, en sevmediği şekilde. Kalın siyah perdelerini özenle seçmişti oysaki sırf bu nedenden. Sabahın ilk ışığını yüzünde hissetmekten haz etmezdi doğduğundan bu yana.
İnsanların bir çoğundan farklı olarak ümide anlam yüklememişti hayatında. Siyah kalın perdelerinin çapraz duvarında odasına ait tek dekor olan bir pano asılıydı.
“ Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!”
Bu neydi şimdi dedirten bir his yaratırdı görenlerin aklında..

“Ümit en son kötülüktü evet. Pandora’nın kutusu açılıp Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman orada son bir kötülük kaldığndan kimsenin haberi olmamıştı.”ÜMİT” O zamandan beri , yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat Zeus’un arzusunun insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır. “ *

Bir oda, yerde kitaplar,işlevsiz plaklar, kül rengi bir gramafon, tabure köşelerinde özensiz çıkarılmış birkaç parça kazak pardesü..
“Gitmek” kelimesinin hayatında bir yansıması olmayan kimse gördün mü? Ardında bırakmak , arkada kalmak, arkasından bakmak ya da...?
-“Gördüm evet!” diye sert bir çıkışla kalktı doğrulduğu yatağından.
-“Gördüm ya sende!”dedi bu kez , aynadaki belli belirsiz suretine.
-“Gitmek senin gibiler için önemsiz değil mi?” Sanki küçümser bakışlar attığı kendisi değildi. Arkasında bırakacak bir şeyleri olmayanar gitmekten, terk etmekten korkmazlardı çünkü.
Her temas iz bırakırdı ruhta. Bomboş ruhlar boşa geçmiş hayatlardı. Amaçsız, sevgisiz , duygusuz geçen yıllar...
“Hayatın ne olduğunu bilmiyorum demek yersiz olur ama benim dünyamda yarattığı izlenim koca bir boşluk..” diye geçirdi fikrinden..
Bir anlamı yoktu, bir boşluktu evet diyerek göz göze geldi bu kez suretiyle. Çünkü ben çimen kokusunu içime çekmedim. Ters akıntılarla dolu bir labirentte yolumu kaybetmedim. Yüksek topuklu kadınlar girmedi hayatıma. Günahın kendi ekseni etrafında dönen suretinden hiç haz etmedim.
Hayat herkes için aynı şeyi ifade etmek zorunda hissetmedi kendini. Bazısına gücü, bazısına egoyu, bazısına boşluğu tattırdı. Başını kaldırıp ona hesap soran çıkmadı. Ya da çıkan, hayatı değiştirecek gücü sihirli değneğinde bulamadı. Hayatın anlamını sorgulamaya odakananlar ise ana rahminde doğmayı bekleyen bebek kadar sabrı ortaya koyamadı. Ne gökten yere üç elma düştü ne de filmin esas oğlanı masum prensesine kavuştu.
Ayağa kalktı , kendi etrafında birkaç adım attı. Masadaki kül rengi gramafonu yokladı. Duvardaki panoya uzun uzun bakıp , ümitle olan düşmanlığını tazeledi birkez daha. Yüzüne nadiren yerleşen gülümsemesiyle içinden bir iyilik geçirdi. Kabus karası perdelerini sonuna dek açtı. Sabah yüzüne vuran güneşle uyanmayı diledi ilk kez, gecenin koynunda dalarken uykuya...

* Nietzsche

6 Temmuz 2007 Cuma

ama yoktun

bilmiyorum..ama gittin..
hayatından bir sayfa daha çevirdin ve gittin..
güzeldin,üzgündün,yorgundun.
uzak bir baharı kovalamak yormuştu seni.
özlediğin bahar gözlerindi oysa.
sen her şeydin, her şey sendi.
gözlerin ömre bedeldi.
güzelliğin şarkılardı,şiirlerdi.
zordun sen,severdim zoru.
ama yoktun..
ne zaman gelsem sana sen yoktun.
ziller çalıyordu,çığlıklarımı duyuyordum
ama sen bilmiyordun.
denizlerin ardından duyuyordum nefesini.
sen bir adım geliyordun,ben koşuyordum sana
ne istediğimi bile bilmeden koşuyordum..
bitti..bir anda her şey oldu ve bitti.ardında bıraktılkarın engel olmadı sana.
sen gittin,ben ardından her şeyi hiç edişini izledim..

adı yok kış'2003