+ çünkü başımı yastığa koyduğumda tek kelime düşünemeyecek kadar yorgun olmalıyım...
- ama bu delilik...
+ bunu yapmamak deliliğim olurdu... işte tam bu yüzden okuluna git, kurslara yazıl, dans et, yağmurda ıslan, kulaklarını kapat ellerinle, geceleri geç dön evine... yorul ve usulca uyu. böylece akıl acı çekmez... uyur bir ceset gibi...
“Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine bütün hayatını anlatmak istersin” M.M.
gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ağustos 2008 Cumartesi
belki bir koku...
“Hangi kurşun parçaladı gülüşünü?
Hangi ilmeğe geçirip astılar şefkatini…” (*)
Bana uzun cümleler kurma, anlayamıyorum. Aklım uzağıma düştü bu gece. Avucuma yemiş kabukları sıkıştırıp itilmiş bir çocuk gibi. Susma demiştim en son. Sustuğunda üşüyorum. Sustuğunda ben dilek tutamadan yıldızlar kayıyor…
O saatler boyu kendini izleten tablosunda olduğu gibi Dali’ nin, içimden çekmeceler dökülüyor. Sakladıklarımla yüzleşince korkuyorum. Saklamak yasak olsa ne iyi olurdu. Bir şey sindirilmeden yeni duyguya kapalı olsaydı ruh. Ne ütopik…
Bir yolda yürümek bir cümle kurmaktan daha kolay oysa. Ne tek kelime dökülüyor dilinden ne bir adım öteye gidiyorsun. Ne sakladığın ellerini gösteriyorsun ne de bana düşlerinden bahsediyorsun.
İçimden benler dökülüyor. Dedin ya yükseklere bakma. Yapamıyorum. Seninle aynı gökyüzüne bakmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Aynı dünyada yaşayıp ayrı dünyada solumak… Kaybettiğim tüm anılarım hatırımda bu gece. Uzun cümleler kurma bana sen yinede…
Tam da bu saatte çevirmeyi seviyorum başımı göğe. Oysa bakma dedin…
Bakıyorum… Bu gece ve her gece sende bakıyorsun. Ve biz belkide bile bile sadece o maviliği paylaşıyoruz. Salt bir renk, bir doku belki bir koku…
(*)Heinz Kahlau
Hangi ilmeğe geçirip astılar şefkatini…” (*)
Bana uzun cümleler kurma, anlayamıyorum. Aklım uzağıma düştü bu gece. Avucuma yemiş kabukları sıkıştırıp itilmiş bir çocuk gibi. Susma demiştim en son. Sustuğunda üşüyorum. Sustuğunda ben dilek tutamadan yıldızlar kayıyor…O saatler boyu kendini izleten tablosunda olduğu gibi Dali’ nin, içimden çekmeceler dökülüyor. Sakladıklarımla yüzleşince korkuyorum. Saklamak yasak olsa ne iyi olurdu. Bir şey sindirilmeden yeni duyguya kapalı olsaydı ruh. Ne ütopik…
Bir yolda yürümek bir cümle kurmaktan daha kolay oysa. Ne tek kelime dökülüyor dilinden ne bir adım öteye gidiyorsun. Ne sakladığın ellerini gösteriyorsun ne de bana düşlerinden bahsediyorsun.
İçimden benler dökülüyor. Dedin ya yükseklere bakma. Yapamıyorum. Seninle aynı gökyüzüne bakmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Aynı dünyada yaşayıp ayrı dünyada solumak… Kaybettiğim tüm anılarım hatırımda bu gece. Uzun cümleler kurma bana sen yinede…
Tam da bu saatte çevirmeyi seviyorum başımı göğe. Oysa bakma dedin…
Bakıyorum… Bu gece ve her gece sende bakıyorsun. Ve biz belkide bile bile sadece o maviliği paylaşıyoruz. Salt bir renk, bir doku belki bir koku…
(*)Heinz Kahlau
17 Haziran 2008 Salı
gece oyun oynuyor aklıma!
Bordoya çalan bir gramofona o eski plağı koyduğunu gördü düşünde. Kâbus gibi bir gece demişti uyumadan önce. Uyumamalıydı bu gece, içinde onun olduğu rüyalar göreceği kesindi… Şehirde onsuz geçen ilk günden beri bu böyleydi, her gece farklı rollere bürünüp başrol oynuyordu. Sahte gülümsemelerle bazen, bazen pişmanlıkla, bazen de sevgiyle kendisini göğsüne sardığını görüyordu… Değişmeyen tek şey yanılgısıydı. Ama yanılmak huzur getirmiyordu…
24 Nisan 2008 Perşembe
bari deLirdiğime değsin!
Bir gece senden beklenmedik bir şey yap.
Mesela ellerinin üşümesine aldırmadan uzat parmaklıklardan.
O parmaklıklar senle beni ayırır. Onlar aramıza karanlık sokar.
Teğet geçsin bu kez karanlık,
Mesela ellerinin üşümesine aldırmadan uzat parmaklıklardan.
O parmaklıklar senle beni ayırır. Onlar aramıza karanlık sokar.
Teğet geçsin bu kez karanlık,
senden beklenmedik bir şey yap bu gece.
Bu gece bana kendini anlat.
Dalyasan gibi omuzlarıma dökülme düşlerimden.
Ellerin dolaşsın saçlarımda
ve yüksek sesle anlat pişmanlıklarını.
ve yüksek sesle anlat pişmanlıklarını.
Sigaranı çektiğin gibi derinden olsun iç çekişlerin.
Beni sana yaklaştıran cümlelerin gerçek değilse
Beni sana yaklaştıran cümlelerin gerçek değilse
o küllere bunu da kat.
Yılları saydırma bana mesela, geleceksen bunu belli etmelisin.
Yılları saydırma bana mesela, geleceksen bunu belli etmelisin.
Geceleri bekleyip kâbuslara bürünmek yakışmaz sana.
En sade, en belirgin hem de en kip suretinle gülümse bana.
Yüzüme dokunduğunda içimden kelebekler uçmalı.
Bu gece senden beklenmedik bir şey yap,
Yüzüme dokunduğunda içimden kelebekler uçmalı.
Bu gece senden beklenmedik bir şey yap,
bana kendini anlat.
Bilmeliyim, ben gölgelerde kavrulurken senin hislenimin neydi?
Bilmeliyim, geceler yalnızca benim için mi gündüzlerle birdi…
Bilmeliyim, ben gölgelerde kavrulurken senin hislenimin neydi?
Bilmeliyim, geceler yalnızca benim için mi gündüzlerle birdi…
Ve çiskin sokaklar avuçlarını sıkı sıkı sarmana neden miydi?
Bana bir gülümseyiş ver.
Bana bir gülümseyiş ver.
Bir ucundan tut ve o ucu elime koy. Ben bunu geç göreyim.
Zaman o sonsuz boyutlarından arınsın,
Zaman o sonsuz boyutlarından arınsın,
kendimle çelişeyim. Bana kendini inandır.
Yıllar sonra seni hala gördüğümde düşümde
bari delirdiğime değsin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)