aşk meşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk meşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2008 Pazar

delirmek üzerine..

delirmek..
bir sokak ortasında..
gelmeyen bir mesaj için,gitmeyen bir mesaj için,
yüzüne dokunamadığın kişi için delirmek,bir sokak ortasında..
göğe çevirdiğinde başını,yağmur olup içine yağması..
yere eğdiğinde başını,soluğunun kesilmesi..
ya da rüzgarın her yüzüne dokunuşunda,
onun buralarda bir yerlerde olduğuna inanmak gibi bir şey olsa gerek..
her gece rüyalarını seslendiriyorsa,
ona sarıldığını sandığında hayalini buluyorsan kollarında,
ve kokusunu beklerken boşluğu çekiyorsan içine,
başlıyorsun delirmeye..
bir parça kahkaha kalabalıklarda,
bir parça susmak evinin arka odalarında,
ve bir parça ağlamak dinlediğin şarkılarda..
gurur adına kısa kestiğin konuşmaların ardından pişmanlıklar
ve de bir parça..
gurur adına..
gurur?
insan gururlu olunca başını arkaya çevirmez,
gözünden "o"nun için yaş inmez,
duymayı en çok istediği sesin yanından bile geçemez..
beklemek..!
ne uzun bir kelime..
aramasını beklemek,konuşmasını beklemek,kapılarda gelmesini beklemek,
sonra dönmesini beklemek..
ne uzun bir kelime.
düşünmeye,sorgulamaya iten ikilemler..
bırakıp giden için mi, ardından bakan için mi daha zoR olmalı?
”o kadar da önemli değildir aslında bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer..”
delirmek..
geceler boyu düşünüp bir çıkış bulamamak,
geceler boyu susup kendi sularında boğulmak..
beni delirten,bu karanlığa hapseden kişi sen iken
umut ışığımın yine aynı deLiLikten kaynaklanacağını kim bilebilirdi ki?

15 Mayıs 2008 Perşembe

elinde kalan [ gönderilmemiş mektuplar ]

"gelse de, temelli kalsa da her kadın gibi günün birinde çeker gider björk.çünkü kadınların gitme noktası vardır.hayat gelipte o hassas noktasına tekabül ettiğinde çeker gider her kadın..elbette geldiği gibi,her kadın gibi björk'te gider.."

bir sabah o bilindik şarkıyla uyanırsınız ancak ses onun sesi değildir.gözlerinizi açarsınız ve yatağınızda bir yabancıyla göz göze gelirsiniz.o bilindik ezgiler onun dilinden dökülür.günaydın der size,günaydın kelimesinin yanına iliştirdiği kelime aşkım değildir,sevgilim değildir.onun seslendiği gibi seslenir size.eğreti gelir kulağınıza tınısı..sevdiğiniz kadının sesini ararsınız,yanınızdaki o kadını kendisi sanar..tutarsınız elini hem de hep onun tuttuğu gibi,iki parmağını alırsınız avucunuzun arasına yalnızca.alışmak istemezsiniz..alışırsınız ancak..geçmiştir zaman.adım adım geçmiştir sizin gözleriniz kapalıyken.uykular arası geçişte anlamazsın elini tutan kim.sarılırsın bir yabancıya,sevdiğini o sanıp..ona yaparsın kumdan kalelerini.ona söylersin en sevdiğin şarkıları.şarkılar...sizin şarkınızdır aslında dilinizden dökülen..o bilmez..benimser kendinin gibi.yanında geçirdiğiniz son zamanları hatırlarsınız..gitme diyip içinizden ona karşı suskun kaldığınız anlar..göz yaşlarınızın yanına iğnelediğiniz son cümleniz."sen benimsin!ben vermediğim sürece kimse alamaz seni benden...!!"peki söyleyin,izin verdiniz mi sevdiğinizin gitmesine??..onu başkalarının sevmesine razı oldunuz mu..??"gitme noktasına" gelmiş o kadına kolundan tutup "kal" diyemediniz mi??gidemezsin yüreğim sendeyken demediniz mi gerçekten?..geçen zamana inat kimi sevsem sensin demek ağır mı geldi gururunuza..yaptığınız hatalar,veripte tutmadığınız sözler,sevgisini acımasızca harcadığınız günler gelipte önünde size geçit vermediğinde,istediğiniz an öpüp sardığınız kadını hiç özlemediniz mi??uzaktan öylece bakıp onun hatalarıyla mı avuttunuz kendinizi??

beraber söylediğiniz şarkıyı bir yabancıya ezberlettiniz acımasızca..ona seslendiğiniz gibi seslendiniz hayatınıza yeni girene."hokus pokus" dediğinizde "puff" demeye alıştırdınız belki de.hayatınıza gireni onun kalıbına sokmaya çalışmak,yeni bir "o" yaratmak fikrinizde, acıtmadı mı yüreğinizi?iyi ki doğdun derken bir yabancıya,anımsamadınız mı onunda bir yaş büyüdüğünü aynı anda..peki bunları yaparken vicdanınız rahat mı?hayatta en büyük suç seven bir kalbi aldatmaktır.ve en mahir metafizik bile bu aldatıyı mazur göstermez..şimdi yalnızsınız geceleri.çalan her telefona o ararsa belki diye bakıyorsunuz.bir gece telaş içinde,aklınıza takılan bir soruyla uyandınız."sonunda elinize kalan neydi?"izin vermiş miydiniz sevdiğinizin gitmesine??..onu başkalarının sevmesine razı olmuş muydunuz..??"gitme noktasına" gelmiş o kadına kolundan tutup "kal" demek,gidemezsin yüreğim sendeyken demek yerine gururla örülü kabuğunuza mı çekilmiştiniz??savaşmak için mat olmayı beklemekle ne geçti elinize??cevap bulabildiniz mi??
birlikteyken bihaberdiniz geçen zamandan.saat gece yarısını vurduğunda Beyoğlu’nun sokaklarında koşarak zar zor yetiştiğiniz son araba sizi hayata yetiştirebildi mi?hiç edilen onca zamanın,istasyonda 2dakika ile kaçırdığınız metrodan ne farkı kaldı?oysa geçen sefer o vardı yanınızda,istasyonda..beklemişti sizi.gözleri kocaman..endişeyle..telaşla..gözünden süzülen damlayı silmiştiniz elinizle..
kabuslar görüyor musunuz geceleri?günah çıkarıyor musunuz gecenin karanlığına başınızı göğe kaldırıp?günah bedeninizi yakıyor mu?bu nasıl yangın diyor musunuz?soğuk soğuk terliyor musunuz??terasınıza oturup kareleri mi sayıyorsunuz yoksa?yalan yüzünüze yakışmıyor..elleriniz yetmiyor mu duygularınızı kapatmaya?yenildiniz mi yakışıklı dövüşçü??yenilmek size yakışmıyor...radikal kararla alıyor musunuz son zamanlarda?mesela 3le 4ü toplayıp 8 olduğunu iddia ediyor musunuz ısrarla?herkese,her şeye inat siyaha beyaz diyor musunuz?paradokslara son yazıyor musunuz??gözleriniz yanıyor mu kar yağdığında?ruhunuza çiğ düşüyor mu??her şeye ait olmak isterken hiçliğe sıkıştığınız oluyor mu?kime ait olduğunuzu unutuyor musunuz bazen?belli ki çoğu zaman..cevapsız kalan tek bir soru kaldı.."sonunda elinize kalan neydi?"izin vermiş miydiniz sevdiğinizin gitmesine??..onu başkalarının sevmesine razı olmuş muydunuz..??"gitme noktasına" gelmiş o kadına kolundan tutup "kal" demek,gidemezsin yüreğim sendeyken demek yerine gururla örülü kabuğunuza mı çekilmiştiniz??savaşmak için mat olmayı beklemekle ne geçti elinize??cevap bulabildiniz mi??


'2005 istanbul
(yazılarımı silmekten vazgeçmeye başladım)

24 Nisan 2008 Perşembe

bari deLirdiğime değsin!

Bir gece senden beklenmedik bir şey yap.
Mesela ellerinin üşümesine aldırmadan uzat parmaklıklardan.
O parmaklıklar senle beni ayırır. Onlar aramıza karanlık sokar.
Teğet geçsin bu kez karanlık,
senden beklenmedik bir şey yap bu gece.
Bu gece bana kendini anlat.
Dalyasan gibi omuzlarıma dökülme düşlerimden.
Ellerin dolaşsın saçlarımda
ve yüksek sesle anlat pişmanlıklarını.
Sigaranı çektiğin gibi derinden olsun iç çekişlerin.
Beni sana yaklaştıran cümlelerin gerçek değilse
o küllere bunu da kat.
Yılları saydırma bana mesela, geleceksen bunu belli etmelisin.
Geceleri bekleyip kâbuslara bürünmek yakışmaz sana.
En sade, en belirgin hem de en kip suretinle gülümse bana.
Yüzüme dokunduğunda içimden kelebekler uçmalı.

Bu gece senden beklenmedik bir şey yap,
bana kendini anlat.
Bilmeliyim, ben gölgelerde kavrulurken senin hislenimin neydi?
Bilmeliyim, geceler yalnızca benim için mi gündüzlerle birdi…
Ve çiskin sokaklar avuçlarını sıkı sıkı sarmana neden miydi?
Bana bir gülümseyiş ver.
Bir ucundan tut ve o ucu elime koy. Ben bunu geç göreyim.
Zaman o sonsuz boyutlarından arınsın,
kendimle çelişeyim. Bana kendini inandır.
Yıllar sonra seni hala gördüğümde düşümde
bari delirdiğime değsin!

20 Kasım 2007 Salı

gülümsedim

Sicim gibi bir yağmurun indiği boş sokaklarda kayboldum. Oysa yağmur yağmazdı bu şehirde sen beni yüreğine sarmaladığında ilk kez. Toz kokusu genzi yakardı. Gün, geceye geç dönerdi. Uzaktan uzağa konuşur, uzaktan uzağa büyütürdük birbirimizi dünyamızda. Ne aynı şehirde nefes alabileceğimiz belli o zamanlar, ne aynı ülkede… Kötüsünü düşünme derdin ya ben buğulu baktığımda, düşünmedim. Kötüsünü vermedi hayat bize. Seni yaşamam için bana şans verdi.

Hayat, beni sana emanet etmişti. Anne kucağının, baba sıcağının boşluğuna taliptin önceleri. Sonra açılan tüm boşluklarımı saran yine sendin. Öyle derin dokundun ki yüreğime, duam oldun, ruhum oldun. Yüzüne dokunmaya kıyamadığım…

Varlığın bir meltem gibi hafifçe dokundu yüzüme. Bir ömür dolusu hayal kırığı sere serpe yatarken içimde, -ellerinde kesilse birçok kez- ayırmadın düş acısı, aşk acısı, olmamışlık acısı diye topladın bir bir hislerimden.
Yokluğunu düşünüyorum. Seni bensiz bıraktığım zamanları. Açmadığım telefonları, yersiz serzenişlerimi, sonraları aldığım nefeslerin yetmeyişini, en içimde acıyan şeyin varlığını yok saymayışımı… Bir şey eksik ama diye başlayan cümleler, ellerimin hep soğuk kalması yokluğunda… Ellerim üşürken ruhum nasıl ısınabilirdi ki… Ağlayarak arayışım geliyor hatırıma ardından seni. Başka bir şehrin gecesinden seni arayışımı, gevelediğim birkaç kelimeyi… O zaman bile bana kıyamayan sesinle bana nasıl huzur verdiğini anımsıyorum. Nasıl çekip aldığını beni hayattan yeniden.
Hayat benim için zor geçmişti. Bana çocukluktan kalma izlerini anlattığında iki uzak insandık. Yuvada geçen günlerini, annenin, babanın seni almayı unuttuğunda tek başına beklediğin saatleri… Yarım cümlene ben devam etmiştim. “Gündüz oynamak için birbirini ezdiğin oyuncaklara bu kez dokunamazdın değil mi?” dediğimde bana bakışını, kimsenin anlayamayacağı o acıtan bakışını anımsıyorum. İlk kez aynı şeyleri yaşadığım birinin gözleriydi bana baka o bir çift göz, senindi. Herkesin gülerek cevap verdiği bu küçük ayrıntı beni acıtmıştı, biz yapmıştı yaşananları.
Şarta bağlanmış gibi her canım acıdığında aynı giysileri giyer, aynı yola döner, bir parça susar, bir parça yürürdüm. Ama böyle olduğunu fark etmem sanki hayatımla ilgili müthiş bir şeyi keşfetmişim hissi uyandırdı bende, gülümsedim. Her gün yürüdüğüm bu alelade yola sayısız anlam yükledim. İçimden bizim için bir avuç iyilik geçirdim.
İçimdeki aleve dokunsun istedim tenin. Gözlerin, gözlerimden okusun kendini… İstedim ki yağmur gibi içime yağ. Öyle temiz olsun yüreğim, öyle berrak olsun ki; içimde seni rahat göreyim.


8 Temmuz 2007 Pazar

bomboşluk..

İlk kez geçmiyorum bu yollardan. Bu kaldırımlarda defalarca kez yürüdüm, başımı çevirip iskelenin bu parçalanmış merdivenine ilk kez bakmıyorum. Bir çoğunda kendimi yakın bile hissetmiştim o parçalanmışlığa..
Aklımdaki onca şeyi çözümlemek için bir umutla gelip oturduğum,her şeyi sorgulayıp ta bir o kadar umutsuzlukla geri döndüğüm aynı sahilin aynı bankında oturuyorum.Bu kez diğerlerinden bağımsız, apayrı soru işaretleriyle dalıyorum denizin seyrine.
Yüzümde aptal bir gülümsemeyle doğruldum, fark etmeden iki büklüm olduğum bankta. Burada en son oturup bir çözüm aradığımda duyduğum endişeydi yüzümü böyle gülümseten. Acaba onu arayıp “uykumu geri ver!” deyip cevabını bile duymaya fırsat vermeden kapatsam telefonu anlar mı ben olduğumu diye düşünmüştüm... Ve yüzümün kasları, onca zaman sonra yüzüme kapattığı kapıları anımsamamın verdiği belirsiz bir duyguyla tekrar gevşedi..
Kaç yıl geçti kim bilir üstünden.O zamanlar içim aynı duyguyla dolar, aynı duyguyla taşar ve o aynı duygudan başka duyguya geçit vermezdi...Şimdiyse bu boşluğa, bomboşluğa sığamıyorum.
Tam da bunları mı düşünmeye geldim buraya diye aklımdan geçirip, kafamdan geçenleri, asıl geçmesi gerekenlerle değiştirmeye çalıştığım anda tokat gibi yüzüme çarpan o keskin kokuyla, onun kokusuyla irkildim oturduğum yerde. Üzerine yazdığım tüm yazılar, yaşanan tüm ayrıntılar,sesinin tınısı beynimde şok etkisi yarattı...Yıllar boyu artık benim için bir şey ifade etmiyor ki deyip avunduğum tüm detaylar hemde en ufak ayrıntısına kadar beynimde eski yerini aldı.Hiç yol alamadım mı diye sorgulamak, acaba unutamadım mı diye şaşırmak, özlemek, pişman olmak ve adını koyamadığım bir çok duygu aynı anda hissedilince nefes almak ve yutkunabilmek biraz zor oluyormuş anladım..
Kalp atışlarımın kalbimi yorduğunu hissettim. Yaşanan her şey geride kalmıştı. Çok, çok geride üstelik..Eğer karşılaşacağım gözler onlarsa bile aslında konuşulacak birkaç cümle bile kalmamıştı..O olsa ne yapardım..?Nezaketen birkaç cümle kurmalı mıydım?.. Bunları düşünemedim.. Doğruyu sorgulayamadım..İçten gelen bir güdüyle başımı hafifçe arkaya çevirdim.Ona yöneldiğimde tanımadığım bir çift gözle karşılaştım.
Evet , biliyorum..
bir tek kokuydu geçmeyen zamanla..
ve her duyulduğunda biraz daha keskinleşen..
Buğulu bir gülümsemeyle baktım yüzüne, ilk kez gördüğüm o bir çift göze, yılların anısını, acısını, gülümseyişini, izini yükleyerek…

10 Haziran 2007 Pazar

..SUSMALAR..

“Elini ver dedim sana!” diye ikincisinde daha yüksek bir tonla tekrarladı çocuk. Kıza baktı ve o bakışları yıllar boyu yerden toplayamadığı için kendini suçladı. Bunu ona söylemeyecekti elbet. Hiç yapmamıştı ki daha önce.. insanın canını acıtmayı , gururunu incitmeyi güçle karıştıran, öyle olduğuna inanan bir kısım insan gurubunda küçük bir halkaydı oda. Bağırdığında daha iyi dinlendiğine kendini o kadar inandırmıştı ki, aksini ispatlamaya çabalamak zaman kaybıydı.Zamanın kaybolması, ve kaybolurken seni de alması. Her boyuttaki zaman dilimi kayıptı. Dakikalar ya da saniyeler ne fark ederdi ki?.. Günlerini sırf zaman geçsin diye bir kucak saçmalıkla geçiren biri bunun önemini nereden bilebilirdi ki? Bilemezdi elbet. Çocukta bilmiyordu haliyle..Adeta yerdeki taşları sayıyordu kız. Yüzü ifadesiz , duyguları belirsiz. Ağlasa ya , bağırsa ona, akıtsa içine sızan gizemi. “işte hep bu yüzden” diyebilse, rahatlayacak. Yok susuyor, sanki yerdeki taşlar bitecek, olmaz sayıyor itina ile. Kenarı köşesi kırılmış olanları, hepsi gri iken araya konmuş kırmızıları kaçırmıyor dikkatinden. zaten hep böyle olurdu ona. Ne zaman tahammül çizgisini aşan bir durum olsa, saçma sapan bir şeylere yoğunlaşırdı dikkati. Ne kadar gereği olmayan ayrıntı, soru işareti varsa anlaşmışlar gibi beyninde toplanırdı.“Sus!” dedi düşüncelerine ani bir tavırla. Bu tepkiyi sesli olarak verdiğini çocuk “efendim?” dediğinde fark etti.Ona kurmamıştı aslında bu dünyanın en küçük cümlesini..Bakmayacaktı yüzüne. Çocuk soracak, o susacak. Çocuk ikinci kez daha yüksek bir tonla soracak , kız yine susunca kıyamet kopacaktı… Alışmıştı aslında bu döngüye. Kendine inanamıyordu böyle zamanlarda. Burada ne işi vardı? Bu kaldırım taşlarında yürürken , karakterine bu kadar zıt bir adamla ne gibi bir işi olabilirdi? Etrafındaki bilimum insana istemediği bir konuda “hayır” diyebilmeyi, hayatımda bulunmanı istemiyorum diyebilmeyi en iyi şekilde becerebildiği için kendisiyle övünmüyor muydu? Ama ona gelince iş, tüm imkansızlıklar siliniyordu dilinden. Her şey düğümleniyordu. Ne gidebiliyordu ne de kalabiliyordu.. Gitmek ve kalmak.. Siyah ve beyaz. İkisi de acıtırdı canını. Ama böyle tek bir cümle içindeyken her ikisi hiçbir acıya benzemiyordu bu belirsizlik, arada kalmışlık..Ne gidebildi onca zaman, hayatından onu çıkarabildi ; ne de onunla kalıp ona ait olabildi. Tutku muydu bu? Evet oydu.. Kan rengiydi, acıtıyordu onu. Dikenleri batıyordu ruhuna. Onsuz nefes alamamasının ve onunla nefes alamamasının, onsuz mutlu olamamasının ve onunla mutlu olamamasının sebebini aramaktan vazgeçtiği iyi olmuştu. Kendini bir paradoksun çözümüne adamak zaman kaybı değil miydi? O çok değer verdiği zaman kırıntılarının toz olup uçmasının şimdi yeri miydi?Bu inanılmaz bir duyguydu, muhteşem bir felaketti. Duvara gireceğini bilmek ve yinede gaza basmaktı. Dudaklarında tebessüm kendi yıkımına doğru koşmaktı. Bu programlanmış tek hüsrandı. Peki tüm bunları biliyor olmak neyi değiştiriyordu insan hayatında? Ben söyleyeyim. Hiçbir şeyi..!!Vermedi elini kız, konuşmadı da..Tek kelime etmemek için adeta birine sözü vardı. Bu oyun kaçıncıya sahne alıyordu, sayısını bile unuttuğunu düşündü.. Artık sahneler birbirine karışmayacak kadar ve repliklerse asla unutulmayacak kadar yinelenmişti en az. Birazdan nasıl konuşup olanların tatlıya bağlanacağını da biliyordu. Yüzündeki belirsiz ifade pişmanlığa daha yakındı. Bildiği tek bir şey vardı ki bugünü doğuran dündü, ve hep susmaların bedelini ödüyordu..

16 Mayıs 2007 Çarşamba

..DÜNYA SİHİRLERLE DOLUDUR..

Ateşi söndürdüm.zaten pek bir cılız olan bir parça aydınlığı da baş parmağımla işaret parmağımın arasına alıp yok ettim..sonra büyülü bir sanat eseri gibi ardında yalnız kalan mumu izledim uzun uzun. insanın içini burkan bir koku sardı salonu. biraz uzağıma düşen DVD’inin kumandasına dokundum,bir film oynamaya başladı..gözümün gördüğü birbiri ardına dizilen film kareleri, burnuma gelen koku anlamsız bir vicdan azabı tadında, aklımdan geçenlerse bambaşka bir senaryo..ateşinden mahrum bıraktığım mum bana seni anımsattı.beni kendinden mahrum bırakışını.. ben ardından izledim mumu uzun uzun, peki ya sende beni izlemiş miydin? yüreğime acıyan gözlerle bakmış mıydın? bilmem?...duygularını göstermeyi sevmezdin.yüzüne bakıldığında ne görünüyorsa hep aksini hissetmeyi severdin sen..insanın sinirine dokunan bir ukalalığın vardı görünüşte ama kendine pek güvenmezdin görünenin aksine. insanlarla fazla konuşmazdın, gece belli belirsiz saatlerde uykumu bölerdi sesin.. kimseyle konuşmadıklarını kendine anlatırdın ve ben hep tesadüfen şahit olurdum duyduklarıma.. hep inanamazdım dilinden dökülenlere. ve hep bana gösterdiğin yüzüne inanmaya mahkum olurdum..gücü sevmezdin insanların sandığı gibi.. senin de pişmanlıkların vardı. kimi zaman vicdanın seni de uyutmazdı.içinde yok olmasına izin verdiğin bir çok ayrıntı vardı.ama yaşamın trajedisinin aslında ölüm değil de , yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimiz olduğuna inanırdın.. hayatında anlamsız bir tezat hüküm sürerdi. sahip olduğun her şeyi, onu en çok sevdiğin zaman bırakmayı severdin. söylesene, bana o cümleleri, en çok bağlı olduğun şeyleri bıraktığın zamanki gibi , beni de en çok o zaman sevdiğin için mi söylemiştin..?? dağa tırmanırken tüm yol boyu hayalini kurup, sırtında taşıdığı bayrağı zirveye gelince uçurumdan aşağı bırakmaktı bu.. beni de uçurumdan bıraktığın gibi avucunda buruşan o bayrak gibi..."bazen ne yaparsan yap olmuyor.." dilinden dökülen son cümleydi bu.. içimi burkan yada ısıtan, söylediğin her kelimeyi dinliyordum. ağzının kıvrımlarına, gözlerindeki buhran dolu bakışa ,sana ait olan tüm ayrıntılara bakıyordum gözümü kırpmadan..belki son kez bu kadar yakından hissedecektim nefesini.sesini duyabilecek miydim yeniden bilemeden bakıyordum yüzüne..hissettiğim şeyi yapma diye yalvaran gözlerle..ardından söyleyeceğin şeyi hiç bu kadar sabırsızlıkla beklememiştim..ve hiç bu kadar gelmesini istemediğim bir an daha olmamıştı aynı anda..bu nasıl bir ikilem..istemek ve istememek bu kadar aynı..bu kadar iç içe..yüzüme baktın ellerinin arasına alıp ve sonra ateşi söndürdün. hiçte cılız değildi benim aydınlığım oysaki.. ama sen yinede iki parmağının arasına alıp yok ettin beni.ardımdan dönüp uzun uzun izledin mi onu bile bilemedim..gözümün önünden kayıp geçen bir film var, kulaklarımı kendi sesime kapadığımda gerçek hayatın yansıması olan ve o zihnimden silinmeyen replik..
"dünya sihirlerle dolu..
sihirbazlar şapkalarından parlayan yıldızlar çıkarırlar,
peygamberler denizleri ikiye ayırırlar ,
büyücüler bir şeyler yaratıp yok edebilirler..
ve sen tek bir gülüşünle bütün dünyayı ters düz edebilirsin... "
içten gelen bir güdüyle bir kibrit çaktım ve o söndürdüğüm parmaklarımla mumu tekrar yaktım.. ben söndürdüğüm ateşi telafi ettim, belki sende edebilirsin diye fikrimden geçirdim..bu senin için imkansız değildi biliyorum..çünkü sen tek bir gülüşünle bütün dünyayı ters düz edebilirdin...