hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2008 Salı

iyiye yakın

Güneş çat diye gözüne doğar ya, yani öyle gelir uykunda sana. Ama güneş benim tam gözümün içine doğdu bugün. İlk kez sinirlenip panjurlarımı kapatmadım. Sinirlenip uyku gözlüğünden yardım alıp uykuma devam da etmedim. Balkonuma çıkıp yalınayak sokağı seyrettim. Biraz gülümsedim. Biraz içim serinledi, biraz soğukkanlıydım, biraz inancım vardı iyiliğe…
Aylardan beri uyuklarken minik bir buseyle hayata dönmüş gibiydim biraz… Bir günde onarılacak kırıklar değil biliyorum ama öyle diyor ya şebnem ferah’ta “bugün güzel bir gün demezsem nasıl yaşarım…?”
Bugün güzel bir gün. Bugün yağmur bile yağsa gökkuşağı çıkar ardından. Bugün rengârenk düşler görüyorum gözümün değdiği yerlerde. Bugün hiçbir çocuk üzülmüyor gibi hissediyorum. Anlam yüklemeden bakıyorum etrafıma ve insanlardan beklentilerimi yok denecek kadar aza indirgiyorum bugün…
Balıklarım uyuyordu ben uyandığımda. Tek tek konuştum onlarla. Sessizdim. Uzanıyorlardı boylu boyunca. Biraz tedirginlerdi. Gözlerinin açıklığını ona yordum.
Sahi, balıklar gözü açık mı uyur?

5 Ağustos 2008 Salı

bir yerde...

Okumaktan önce düşünmek vardı. Ağlamak acıdan önceydi. Doğarken ağlamak ne garip oysa. Ölürken de öyle. Doğmak ve ölmek… İlk nefes ve son nefes. Hiç düşündüğün oldu mu?
Aklım almıyor bazen. Uykuya onca düşkün ben, uykumdan ayrı kalıp saatler boyu düşünüyorum. Ruhumu hassas bir terazide tartıyorum. Dudaklarımı senin o en sevmediğin hali gibi kırmızıya boyuyorum. En sevmediğim renk gülümsetiyor beni.
Günlerdir çıkmadım evimden. Manasızca ayrıntıları süzüyorum. Kapıyı defalarca kez kitleyip birde sırtımı yaslayıp arkasına çöküveriyorum. Saçlarımı da elimle kavrasam tam filmlerdeki sevgilisi tarafından terk edilmiş kapının dibinde kalakalmış kız modeline benzerdim. Allahtan elim gitmiyor saçlarıma.
Yarın sabah erkenden uyanıp kendim için bir şeyler yapmaya karar verdim. Gündüzümü, gündüz vakti yaşayıp, arkadaşlarımla umut vaat eden konuşmalar yapıp, saçlarımı tekrar kestirmekten vazgeçip, elimdeki kitabı bırakıp daha eğlenceli bir tanesiyle değiştirip, renkli bluzlarımdan birini giymeye karar verdim üstüne üstlük birde gece yarısını fazla geçmeden uyumaya…
Bana şans dile… İnan şans meleklerine ihtiyacım var.

17 Haziran 2008 Salı

evet evet, böyle!

Bugün Can Dündar’ın milliyet gazetesindeki köşe yazısını* okudum. Sustum, dinledim aklımı. Ağır bir ÖSS sorusu gibiydi diyordu “Hayattan ne öğrendiniz?” sorusuna… Kendime bunu düşünmek için ek süre bile tanıdım. Korktum önce, gergindim. Dedim ki: “ Ezgi, bu senin kendi sorunun. Yüksek sesle açıklama yapmana lüzum yok.” Sonra ise ruhuma söz geçiremeyişimi cümlelerimi sessiz kuruşuma verdim, sıyrıldım kaybedişlerimden.

Zayıf insanlardan hayatım boyu haz etmedim. Halini acındırarak anlatan, çaresiz bakışlar savurup dövünen, ağlayan insanlara acıdım. Öğrendiğim ilk önemli şey buydu. Güçlü olmak! Gerekirse evinin arka odasında ağlamak ama dik durmak. Bu duygularımın yozlaşmasına sebebiyet verdi ara ara. Ama sonunda hep buna değdi… Kaybedişlerime acımadım sonraları. Kaybetmekten korkmak değer bilmemeyi getiriyordu, anladım. Değer bilmek! Ah ne büyük bir erdem…

*16 Haziran 08 tarihli milliyet gazetesi.