23 Ağustos 2008 Cumartesi

belki bir koku...

“Hangi kurşun parçaladı gülüşünü?
Hangi ilmeğe geçirip astılar şefkatini…” (*)

Bana uzun cümleler kurma, anlayamıyorum. Aklım uzağıma düştü bu gece. Avucuma yemiş kabukları sıkıştırıp itilmiş bir çocuk gibi. Susma demiştim en son. Sustuğunda üşüyorum. Sustuğunda ben dilek tutamadan yıldızlar kayıyor…
O saatler boyu kendini izleten tablosunda olduğu gibi Dali’ nin, içimden çekmeceler dökülüyor. Sakladıklarımla yüzleşince korkuyorum. Saklamak yasak olsa ne iyi olurdu. Bir şey sindirilmeden yeni duyguya kapalı olsaydı ruh. Ne ütopik…
Bir yolda yürümek bir cümle kurmaktan daha kolay oysa. Ne tek kelime dökülüyor dilinden ne bir adım öteye gidiyorsun. Ne sakladığın ellerini gösteriyorsun ne de bana düşlerinden bahsediyorsun.
İçimden benler dökülüyor. Dedin ya yükseklere bakma. Yapamıyorum. Seninle aynı gökyüzüne bakmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Aynı dünyada yaşayıp ayrı dünyada solumak… Kaybettiğim tüm anılarım hatırımda bu gece. Uzun cümleler kurma bana sen yinede…
Tam da bu saatte çevirmeyi seviyorum başımı göğe. Oysa bakma dedin…
Bakıyorum… Bu gece ve her gece sende bakıyorsun. Ve biz belkide bile bile sadece o maviliği paylaşıyoruz. Salt bir renk, bir doku belki bir koku…

(*)Heinz Kahlau

1 yorum:

yalnız dedi ki...

"Seninle aynı gökyüzüne bakmaktan başka bir şey gelmiyor elimden"

acı veriyor bu cümle daha fazlasını paylaşmak isteyene.

neden bilmem aynı gökyüznü paylaşmak çok önemli bişeydir halbuki.